Hasene Gün ile Şiir Üzerine Bir Söyleşi

dağ arabası
  • Merhabalar Hasene Hanım. Biraz kendinizi bize tanıtır mısınız? Hasene Gün kimdir?

Merhaba. Ben, Hasene Gün. 22 yaşındayım. Bu yıl hukuk fakültesinden mezun oldum, kamu hukuku alanında yüksek lisans yapıyorum. İlk şiirim 2020 yılında Dergâh dergisinde yayımlandı. Sözün bir hayatı cehenneme çevirebilecek kudretine defalarca şahitlik ettim. Bu korkunç kuvveti yönlendirme inancı ve bu kuvvetle çiçekler yeşertme umuduyla şiir yazıyorum.

  • Dergâh dergisinin genç şairlerinden olan Hasene Gün, şiirle ilk ne zaman tanıştı ve şiir yazma tutkusu ne zaman başladı?

Şiirle olan tanışıklığımı bir âna dayandırabileceğimi sanmıyorum. Annem için şair, Yunus Emre’dir. Muhakkak her şeyle olduğu gibi şiirle de ilk münasebetim annem aracılığıyla olmuştur. Orta okuldayken Pablo Neruda’nın hayatı hakkında okuduğum bir romandan sonra heyecanla Neruda’nın şiirlerini araştırdığımı hatırlıyorum. Daha küçük yaşlarda da şiirler okumuş, ezberlemiştim lâkin hatırladığım kadarıyla dışardan bir etki olmaksızın, kendi merakımla okuduğum ilk şiirler Neruda’nın şiirleriydi.

Annemin anlattığına göre çocukken de duygularımı hep yazarak ifade edermişim. Şiir yazmaya ise 15 yaşında başladım. Neden ve nasıl başladığımı hiç hatırlamıyorum. Sanki hayatımın her alanında şiir yazıyor gibiydim. Dürüst olmak gerekirse birkaç defa şiirle bağlarımı koparmayı denedim. Hiç birinde de başarılı olamadım. Komik olan ise şiiri bırakma girişimlerimin en sonuncusunda, şiiri bıraktığımı anlattığım bir şiir yazmış olmam. Son şiirim o olacaktı. Ondan sonra yazdığım ilk şiir olan “Yansıma” ise Dergâh dergisinde yayımlandı.

  • Sizce şiir nedir? Kendi şiirinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Bence şiir, içte ve dışta olup bitenlerin farkında olmak ve bunlara duyarsız kalmamaktır.

Benim şiirim ise hayret ettiğim, hayran kaldığım, inandığım güzellikleri kendime hatırlatma ve başkalarına gösterme isteğimin bir sonucu. Üretmenin verdiği hazza bir de güzel bir şey üretmiş olmanın heyecanı eklenince tarifsiz bir hissiyat yaşıyor insan. Ben, başta da söylediğim gibi sözün kuvvetine ve büyüleyiciliğine inanıyorum. Şiirim ise inancımın ikrarı.

  • Dergâh dergisi sizin için ne anlam ifade ediyor? Dergâh dergisi özelinde şiir için bir portre çizecek olursak sizlere esin kaynağı olan hangi şairlerden bahsedebiliriz?

Dergâh dergisi, benim dallanıp budaklanmam için verimli bir toprak, temiz hava, berrak bir su. Ali Ayçil ise sanıyorum ağaçların türünden, meyvesinden, mevsiminden en iyi şekilde anlayıp fidanlar için emek veren, gerekirse onları budayan, işinin ehli bir bahçıvan. Dergâh dergisine ilk 16 yaşındayken bir şiir göndermiştim. Ali hoca da, şiirimin yayımlanacak düzeyde olmadığını lâkin gönderdiğim şiirin iyi şiirler yazabilecek bir kumaşın habercisi olduğunu söylemişti. Bir de “Ha gayret” demişti. Haklıymış.

Diğer soruya geçecek olursak, benim şairim Yahya Kemal’dir. Dergâh dergisi özelinde öncelikle bu ismi anmak beni her seferinde heyecanlandırıyor. Kendi Gök Kubbemiz ile aramda farklı ve kuvvetli bir bağ var, seyahat ettiğim zamanlar genelde kendisini de beraberimde götürürüm. Yanımda olması bana güven veriyor. İsmet Özel keza özellikle lise zamanlarımda okuyup etkilendiğim bir şair. Dergâh dergisinde eserleri yayımlanan şairlerden eserlerini tekrar tekrar okuduğum çağdaşım şairler içerisinde de Atakan Yavuz, Zeynep Arkan, Ayşe Nur Biçer isimleri ilk aklıma gelenler. Özellikle Atakan Yavuz’un şiiriyle ayrı bir etkileşimim olduğunu düşünüyorum. Dergâh ile yazma noktasında bir irtibatım olmadığı dönemlerde dahi dergide Atakan Yavuz ismini görmek beni hep heyecanlandırırdı.

Bana yalnızca esin kaynağı değil aynı zamanda benim için yol gösterici olan Ali Ayçil ve Hüseyin Akın’ı ayrıca anarak kendilerine müteşekkir olduğumu belirtmek isterim.

  • Bugünün okuru, şairden nasıl şiir bekliyor? Siz okurun beklentisini karşılama kaygısı taşıyor musunuz?

Bugünün okuru, istisnalar dışında yine bugünün şairi bence. Edebiyatçılar dahi çağdaş edebiyatla yeterince ilgilenmiyorlar ki bu bir kayıp. Ben, okur benden şunu bekliyor, o zaman ben de şöyle yazmalıyım gibi bir inanca hiç kapılmadım. Bir okur olarak benim kendimden beklentilerim var ve kaygım da bu beklentileri karşılamaya yönelik. Çağımın şiirini kendi sesimle yakalama gayretindeyim. Şiirde en büyük korkum aynı yerde yahut kısır bir döngü içerisinde kalmak. Gelenekten kopmadan sürekli bir yenilik arayışıyla şiire yöneliyorum.

  • Hukukçu şair üzerine konuşalım biraz da… Gülten Akın, Niyazi Akıncıoğlu, Onat Kutlar, Özdemir Asaf, Hilmi Yavuz gibi hukuk tahsili görmüş şairler var. Bu bağlamda şiir ve hukuk arasında bir doğrudan münasebet var mıdır?

İnanın bu soruyu daha önce kendime defalarca sordum. Şiirle hukuk arasındaki münasebet hakkında benim yapacağım yorum ne kadar objektif olur bilemiyorum. Şiir yazan Hasene ile hukuk eğitimi almış Hasene farklı kişiler olmadığı için bu iki alanı benim birbirinden ayırmam pek mümkün değil gibi gözüküyor. Şiirin, farkındalık ve duyarlılık olduğunu düşündüğümden bahsetmiştim. Bence her hukukçunun sahip olması gereken hasletler bunlar. Aynı zamanda hukuk nosyonunun, şiirdeki mantık ve yenileşmeye çok büyük etkisi olduğu kanaatindeyim. Çoğu zaman, hukuki bir meseleye yorum yaparken edebiyatçı gibi yorum yaptığıma ya da edebiyat ile ilgili sorular sorarken hukukçu gibi sorduğuma dair tepkiler alıyorum. Halbuki ben iki durumda da Hasene’nin gözleriyle bakıyorum olaya, bir hukukçunun yahut bir edebiyatçının değil. Yine de bu tepkilerden rahatsız değilim. Şiiri de hukuku da seviyorum.

7.

kerek oglum erse yakın ya yaguk

kerek barkın erse keçigli konuk

törüde ikigü mañga bir sanı

keserde adın bulmagay ol mini

“İster oğlum ister yakınım ister misafirim olsun, Kanun karşısında benim için hepsi birdir.” diyen Kutadgu Bilig’den itibaren adalet, haki doğruluk gibi hukukî meseleler işlenegelmiştir. Bugünün şairinin böyle kaygıları var mıdır, sizce şair bu kaygıları taşımalı mıdır?

Kendi özelimde yorum yapayım. Elime kalem aldığım andan itibaren taşıdığım tek kaygı, estetik kaygısı. Kalemi elime almama sebep olanlar ise rahatsızlıklarım, eksikliklerim ve hayretim; yani zihnimde, kalbimde dönüp dolaşan, kendileriyle birlikte uyuyup uyandığım hatta çoğu zaman onlar yüzünden uyuyamadığım hisler ve fikirler. Hak, doğruluk, adalet için şiir yazmıyorum. Haksızlık, adaletsizlik ve zulümden rahatsız olduğum için, adalete ve doğruluğa hayran olduğum için yazıyorum. Hak, adalet, doğruluk kaygım var muhakkak. Bu kaygıdan dolayı da hukukçu oldum.

8. Siz şimdi “genç şair, genç hukukçu” olarak anılıyorsunuz. Bu gençlik sıfatına bakışınız nedir? Necip Fazıl’ın “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir.” yahut yine Üstad’ın “Dininin, dilinin, beyninin,  ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik!” düsturunu da göz önünde bulundurarak Türk gençliğine çizdiğiniz paye nedir?

Genç şair, genç hukukçu ifadeleri hem korktuğum hem de hoşlandığım ifadeler. Hoşlanıyor olmamın sebebi, bu tanımların bende çok daha güzel şiirler yazacağıma ve hukuk alanında ileride insanlık için faydalı işler yapacağıma dair umutlu bir gelecek hissi uyandırması; korkmamın sebebi ise, ölümü çok uzaktaymış gibi hissettirmesi ve gaflete sebep olması. Genç ifadesi gelecekle ilişkili benim için. Bence her insan ânda olmalı. Ertelememeli. Daha gencim dememeli. Ne yapması gerekiyorsa tam şu an yapmalı.

Ben, Türk gençliği ya da benim dışımdaki herhangi bir genç için genellemeler yapabilecek bir hadde sahip olduğumu düşünmüyorum. Büyük laflar etmek istemem. Her insan, kendi öneminin ve meziyetlerinin farkında olarak ve emeğe saygı duyarak, yaptığı işi yapabileceği en iyi ve doğru şekilde yapmaya özen gösterdiğinde şikayet ettiğimiz birçok problemin ortadan kalkacağına inanıyorum. Hakkı gözeterek çalışmalıyım. Sloganların insanı tembelleştirdiğini ve vicdan rahatlatmaktan başka bir işe yaramadıklarını düşünüyorum. Sloganlara sırtımı verip elimden ne geliyorsa onu yapmalıyım. Ve en önemlisi asla umutsuz olmamalıyım. Ne zaman umutsuzluğa kapılacak olsam “Aleyhime Delil” isimli şiirimin ilk iki dizesini kendi kendime tekrarlarım. Sanıyorum bu iki dizeyi kendime umudu hatırlatmak için yazmışım:

“Masamda leylaklar, karşımda yüzün

 Solmasın inanıyorum kadere ve Allah’a”

9.

Yerleşecek yer aramak

Camiinin avlusunda

Soğuk bir taşa oturmak

Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Üstad Sezai Karakoç’u nihai diriliş âlemine uğurladık 2 ay önce. Müslüman Türk aydınının Karakoç’tan miras alması gereken umdeler nelerdir?

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun. Şairin irtihalinden tahmin ettiğimin de ötesinde etkilendim. Gün Doğmadan, benim için bir okul mahiyetindedir. Ayrıca Sezai Karakoç, inandığı şeyleri sloganlarla değil de temellendirerek, nedenlerini ve sonuçlarını irdeleyerek aktarması bakımından duruşu örnek alınması gereken bir mütefekkirdir. Cenazesinde hüngür hüngür ağlarken şunu düşündüm: Kalem sahibi birinin büyüklüğü, okurun kalbiyle olan etkileşiminden anlaşılıyor. Yani Karakoç’tan şunlar miras alınmalıdır gibi bir ifadeye çok da gerek yok. O zaten mirasını hiç fark ettirmeden okurun kalbine işliyor. Yazdıklarını anlama gayretiyle okumak onun mirasını alabilmek adına atılabilecek en büyük adımdır diye düşünüyorum.

10. Bizimle söyleşi yaptığınız için teşekkür ederiz. Okuyucularımız için kendi şiirleriniz içinde sizin için değerli olan bir bölümü bizimle paylaşır mısınız?

Bu hoş söyleşi için asıl ben teşekkür ederim. Hem yayımlanan ilk şiirim olması sebebiyle hem de ilhamımın güzelliğinden dolayı “Yansıma” isimli şiirimin son dizelerini şöyle bırakayım. Keyifli okumalar diliyorum.

“Sen, kuru her güle karşı goncalar takınmış ayna

 Sen beni tanımışsın, ben doğmuşum sonra”


Yorum Ekle